Türk & Türkçe Porno

Meşhur Yenikapı Cinayeti – Müjdat GEZEN

2004 basımı olan kitap elime Tuzla’da bir sahafta geçti. (Laf aramızda kalsın, sanırım Tuzla’da zaten tek bir sahaf var) 5 lira verdim aldım. Müjdat Gezen’in okuyacağım ikinci kitabı olacak. Ben Galiba Sanatçıyım isimli kitabı kitaplığıma koyduğum EN KEYİFLİ KİTAP olma özelliğini hala korumakta.

İlk 35 sayfa bittiğinde daha ısınmamıştım bile. O denli hızlı giden bir kitap. […]

326 views

Endoktrinasyon – Serdar KAYA

Öncelikle bu kitabı okumamı sağladığı için sevgili dostum Mahmut AYDOĞDU’ya teşekkür etmek istiyorum.

Hani bazı kitaplar vardır ki onu okuduktan sonra bir şeyler değişir sizde. Artık bir şeyler eskisi gibi olmayacaktır. Endoktrinasyon ve Türkiye’de Toplum Mühendisliği benim için “o tip” kitaplardan bir oldu. Çok şey değiştirdi… İşte bu noktada eğer “O zaman ben de bu kitabı okuyayım” dediyseniz, bu yazının kalanını okumayın. Kitabın içeriği ve yazarın tarzı hakkında vereceğim bilgiler kitaba olan nesnelliğinizi etkileyebilir. […]

431 views

Aşkın Gözyaşları – Sinan YAĞMUR

Ahmet ÜMİT’in o muhteşem kitabı Bab-ı Esrar ile başlayan yolculukta Elif ŞAFAK’ın Aşk‘ını da okuduktan sonra sırada Sinan YAĞMUR’un Aşkın Gözyaşları isimli eserini koymuştum sıraya.

“Tebrizli Şems” altbaşlıklı kitap başlıklarından da anlaşılacağı üzere Şems – Mevlana ilişikisi üzerine kurulu bir “Biyografik Roman”. Biyografik olması nedeni ile kurgudan uzak, sadece ve sadece resmi kaynaklardan ispatlı gerçek olaylar üzerinden gitmesi gerekiyor anlatılanların. Muhtemelen de öyle oluyordur. (Kitabı okudum fakat Şems ile ilgili profesyonel akademik çalışmalar okumadığım için okuduklarımın doğruluklarına şahitlik edemem.)

Aşkın Gözyaşları için de diğer kitap yorumlarımda yaptığım gibi enine boyuna farklı açılardan yorumlar yapmak isterdim, fakat kitabın ilk sayfasını, hatta ilk sayfadan önde yazarın hayat hikayesini  okuduğum andan beri içimde doğan rahatsızlık tüm kitap boyunca yakamdan düşmedi. Şimdi de sanırım sadece o rahatsızlığım üzerine yazacağım. Ama önce kitap hakkında bir iki edebi kelam edelim.

Kitap birinci tekil şahıs (Şems) tarafından anlatılıyor. Yazar Şems’in yerine koyuyor kendini yani. Şemsin düşüncelerini, sebep sonuçlarını, düşünce sistemini bize bu şekilde iletiyor. Bu şekilde yazmayı da kolaylaştırıyor. Çok kullanılan ve işe yarayan bir biçemdir. “Çocukluğum” bölümü ile başlayan kitapta Şems’in gençliği, Konya’ya varışı, tanışma gibi önemli dönemler birer kısım olarak veriliyor. Olay örgüsünde Elif Şafak’ın Aşk‘ından çok da farklı ve yeni bir öge yok.

Benim rahatsız olduğum kısım ise şudur ki, yazar kitabın başında kendi hayat hikayesini öyle bir yazmış ki sanırsınız Mevlana hayatta olsa yazarı kendine pir seçecek. Mevlevilik değil Sinanilik diye bir örgütlenme olacak. (yazarın kiitaptaki ifadelerini alıntı yapmamak için birebir yazmıyorum buraya). Mevlevilik ile bu denli içiçe olduğunu anlatmaya çalışan bir kişi için “alçakgönüllülük” kavramından fazla uzak olma hissi uyandı içimde.

Hayat öyküsünü anlatırken kullandığı üslup konusunda rahatsızlık içime yerleşirken Şems’in ağzından yazılmış önsöz yarama iyice tuz döktü. Bugüne kadar kendini doğru yazamayan yazarlara seslenerek başlıyor Şems önsöze. O yazarların ışıklarının olmadığını söylüyor. Konya’da olmadan, bu hamurda yoğrulmadan (sanırım Sinan YAĞMUR’u tasfir ediyor) Sems hakkında yazabilmenin mümkün olmadığından bahsediyor Şems. Aşk’ın bu yazarlar için sadece bir kelime olduğundan (bu kitabın yazarı için bu durum geçerli değil. Demek ki o diğer yazarlardan daha üstün aşk konusunda) bahsederken Şems benim içime bir sıkıntı çökmeye başlıyor ki bu sıkıntıyı kitabı bitirene kadar atamıyorum ben.

Yukarıda kabaca bahsettiğim bir iki örneği 11 yıl edebiyat eğitimi almış olmama rağmen abartıyor olduğumu ve yazara haksızlık ettiğimi düşünmek istesem de “önsöz” kısmında “Hangi kelamda Kimya’yı okudular ki onun hakkında yazıyorlar?” diye Şems’i isyan ettiren yazarın son kitabının adının “Aşkın Gözyaşları – Kimya hatun” olduğunu düşündükçe “Yok yok” diyorum kendime “Mevleviliğin hikayesini okurum belki bu kitapta ama Ruh’unu değil….”

Efendim, var mı Mesnevi gibisi… Şems’i okumak istiyorsanız “Makalat” (Şems ile Mevlana arasında geçen konuşmalar) okuyunuz, ve unutmayınız ki Bab-ı Esrar ya da Aşk ne kadar güzel olurlarsa olsunlar neticede birer kurgusal eserdir. “Şems ve Mevlana” olgusunda sadece basit birer broşür niteliğindedir. Esas bilgi için akademik kaynaklara başvurmak gerekir. Birer kitap okuyup Sema’ya kalkmayalım değil mi 🙂

[…]

1.374 views

Aşk – Elif ŞAFAK

  Fazla söze gerek yok  sanırım kitabı tanıtırken. Son yılların en popüler kitaplarından biri oldu “Aşk”. Adı özellikle “Baba ve Piç” kitabı ile tartışma konusu haline gelmiş olan yazar Elif ŞAFAK’ın “Başyapıtımdır” diyebileceği nitelikte bir kitap…

   Elimde Ahmet ÜMİT’in “Bab-ı Esrar“ı varken sıraya koymuştum bu kitabı. Aynı dönemlere denk gelen ve aynı konuyu işleyen iki kitap birden…  Birini okuyup diğerini okumamak olacak iş değil…

   Bab-ı Esrar üzerine söylenecek söz yok benim için. Kısaca benim okuduğum en iyi 3 kitaptan birdir diyebilirim. Aynı konu üstüne yazıldığı için Aşk’ı büyük bir hevesle bekledim, ve nihayet okudum bitti.

   Herşeyden önde Elif Şafak’ın yazarlık üslubu Ahmet ÜMİT’ten çok farklı. Bunu belirtmek şart. Karakterlerine o kadar çok söz ve düşünce veriyor ki tarhihi birer kişilk olmaktan çıkıp hayali birer karakter olmaya dönüyorlar. (İşte tam da bu noktada bir kitabı her okuduğunuzda farklı hissdeceğinizi ve her okuyan kişinin aynı duygulara sahip olmayacağını, çünkü bu işin öznel oldğunu belirtmeliyim). Roman boyunca her bölüm farklı bir karakter tarafından anlatılıyor. Mavlana, Şems, Kerra, Kimya, Çöl Gülü, Alaaddin ve diğerleri her bölümde anlatıcı olarak karşımıza çıkıyorlar.

   Aynı deneyimlerin kitabın farklı bölümlerinde farklı bakış açılarından anlatılması özellikle 60’lardan sonra ortaya çıkan Postmodern tekniklerden biridir. Yeterince iyi kullanılırsa okuyucu üzerinde oldukça iyi bir etki de bırakır. Bu konuda Elif Şafak’ı kutlamak lazım.   Şems’in yola çıkışından Mevlana’nın hayatına girmesine, Mevlana’nı Mevlana yapmasından öldürülüşünün sonrasına kadar tüm hikayeyi usta bir dille anlatmış yazar…

   Lakin….

  Karakterlerin iç düşüncelerine o denli çok yer verilmiş ki kitapta buram buram bir “Bu karakterleri ben oluşturdum” kokusu yükseliyor sayfalar arasından. Baybars’ın öfke dolu düşünceleri ve çıkarımları, Kerra’nın eski hayatı ile ilgli özlemleri ve özellikle Kimya’nn Şems’e karşı hissettiği duyguların anlatılışı, yazarın eseri bir tarihi kaynak durumundan çıkarıp kurgusal bir eser özeliğine yönlendiriyor. Okurken “Bunu yazar tarih kitaplarından öğrenmiş olamaz, kendi kurguluyor belli ki” dediğimiz yerler çok oluyor.

   Bu noktada diyebilirim ki söz konusu “Sufilik” ise Bab-ı Esrar Aşk’tan daha iyi bir eser olarak çıkıyor karşımıza.

  Hah, bu arada, Bab-ı Esrar‘ı ön sıraya koyuyor olmam Aşk’ın kötü bir eser olduğu anlamına da gelmesin sakın. Sufilik  ister dünyevi ister uhrevi temelli olsun, tüm düşünce sistemleri için oldukça önemli bir bakış açısıdır. Doayısı ile öğrenilmesi olduka gereklidir. Sufilik konusunda genel bir bakış açısı istyorsanız fakat bu konudaki kalın kitaplar gözünüzü korkuyorsa Bab-ı Esrar ve Aşk sizin için biçilmiş kaftanlardır.

   […]

731 views

İstanbul Hatırası – Ahmet ÜMİT

Efsane kitap “Bab-ı Esrar“dan sonra uzun zaman süren bir Ahmet ÜMİT fırtınası esti kitaplığımda. Amerika’da “Dan BROWN”a denk gelen yazarın her kitabında farklı bir konuda bilgiler vermesi (Mevlevilik, Alevilik, İstanbul tarihi gibi) ve bu bilgileri bir macera içerisine sıkıştırıyor olması son derece keyifli kitaplarla sonuçlanıyor.

Son kitap İstanbul Hatırası da bitti. İşlenen seri cinayetleri araştıran komiser Nevzat var yine okuyucunun karşısında. “Şeytan Ayrıntıda Gizlidir” kitabını okuyanlar bilirler Komiser Nevzat’ı. Öldürülen her kişini yanında bir adet eski sikke bulunmaktadır. Polisiye kurgu cinayetlerle ilerlerken bulunan her sikke okuyucuya kendi dönemi ile ilgili bilgi sunmak için fırsat veriyor yazara. İstanbul şehrinin ilk kuruluşundan, Bizans dönemine, oradan Osmanlı’ya uzanan bir İstanbul tarihi seriliyor önümüze.

Katilin (artık her kimse) maktülleri bıraktığı yerlerin tarihi önemleri de detaylı bir şekilde anlatılmış kitapta. İyi bir tarihi eser niteliği taşıyor eser bu yönden.

Mevlevilik kadar ilgilenmiyormuşum İstanbul tarihi ile. Bunu kitaptan sonra anladım. Yalan yok, Bab-ı Esrar’dan sonra eksik kaldı benim için. Daha fazlasını bekliyordum. Belki diğer kitapları gibi bir yeri değil, bir düşünce sistemini anlatmasını bekliyordum Ahmet ÜMİT’ten. Ama ne diyelim, kitap onun kitabı. İstediğini yazar 🙂

Daha önceki Ahmet ÜMİT kitaplarını ve polisiye eserleri seviyorsanız kaçırmayın derim ben…

[…]

302 views

Palto – Nikolay Vasilyeviç Gogol

Rus Edebiyatı zaten halk içerisindeki tabiri ile “Baba” bir edebiyattır ki Gogol bu edebiyatın en iyilerindendir. Sanayi Devrimi ile başlayan zorlu hayat koşullarının, zorlukların ve acımasızlığın edebiyata yansıması olan Natüralist eserlerin en iyi örneklerindendir “Palto”. Hatta ve hatta diğer kitaplarla karşılaştırılmayacak kadar önemlidir. Zira Dostoyevski “Biz hepimiz Gogol’un ‘Palto’sundan çıktık.” sözleri ile döneminin edebi öncüsü olarak göstermiştir Gogol’u ve bu kitabın ne denli değerli olduğunu altını çize çize göstermiştir.

Rus Edebiyatında oldukça önemli bir yeri olan “Önemsiz Adam” tipinin ilk ve en başarılı eserlerindendir (hatta eseridir) Palto. Yüzlerce yıldır alışık olunanın aksine hikayenin ana karakteri hiç bir önemi olmayan bir kişidir. Hikaye boyunca dişe dokunur bir kahramanlık da yapmaz.  Herhangi olağandışı bir özelliği de yoktur, ve bu yüzden o “Önemsiz Adam”dır. Dünyada kimsenin umrunda olayan adamın hikayesidir.

Eh, tek başına Bizans kalesini fetheden Sunguroğlu, Beş kuruş parası olmadan padişahın kızını tavlayabilen Mecnun hakkında yazmak kolaydır çünkü anlatacak çok şeyiniz vardır. Peki bütün parasını yatırdığı Paltosundan başka bir şeyi olmayan Akakiy Akakiyeviç hakkında bu kadar övülen bir kitap yazmak?

Gogol büyük bir edebiyat ustası, söylenecek başka bir şey yok…

Hah, bu arada karakterin sıradanlığı size kitabın sıkıcı olduğunu düşündürmesin sakın… Mutlaka okuyun, beğeneceksiniz…

[…]

893 views